Mastar Üzerinde: Eşitliğin Kısa Bir Felsefesi
Locanın en eski aleti, kesin bir eşitlik türünü öğretir — ne aynılık ne hiyerarşinin kaldırılması, bir saygı disiplini.
Tüm çalışma aletleri arasında mastar, felsefi açıdan en kesin olanıdır. Tüm taşların aynı boyda olduğunu öne sürmez — hiçbir yapı ustası buna inanamaz — yalnızca bir duvarın her sırasının tek bir yataya göre doğru döşenmesi gerektiğini söyler, yoksa tüm yapı yıkılışına doğru eğilir.
Locanın eşitliği de böyledir. Masonluk, üyelerinin yetenek, servet ya da konumda özdeş olduğunu hiç iddia etmedi; listeleri krallardan kâtiplere uzanır ve hep uzanmıştır. İddiası daha dar ve daha zordur: bir düzlem vardır — buna ahlaki saygı deyin — ve her insan, başka yerdeki boyu ne olursa olsun, bu düzlemde tam olarak her başkasıyla aynı hizaya yerleştirilmelidir. Prens, düzlemin üstünde değildir; yoksul, altında değildir.
Bu bir duygu değil, bir disiplindir ve tüm disiplinler gibi küçük mekanizmalarla uygulanır: kapıda bırakılan unvanlar, el değiştiren görevler, her üyenin oyunun eşit ağırlık taşıdığı oylama, kıdemin törensel olduğu ve şarabın paylaşıldığı sofra çalışması. Yıllarca aylık olarak prova edilen mastar, bir insanın inandığı bir önerme olmaktan çıkar ve onun nasıl algıladığının bir refleksine dönüşür — hamal ve profesör, dikkatine aynı yükseklikte gelir.
Siyaset felsefesi, eşitliğin sonuçta mı yoksa fırsatta mı aynılık demek olduğunu tartışarak üç yüzyıl geçirdi. Loca, sessizce her ikisinden de eski bir üçüncü okuma sunar: bir dikkat pratiği olarak eşitlik; her toplantıda yenilenebilir, başarıdaki her dürüst farkla bağdaşır. Mülkü yeniden dağıtmaz ya da hırsı dindirmez. Siyasetten önce gelen bir şey yapar: tüm adil siyasetin gerektirdiği gözü eğitir — her üniformanın ve her önlüğün altında, aynı keskiyi bekleyen aynı tamamlanmamış taşı gören göz.